5 Aralık 2012 Çarşamba

OF LALANIN HİKAYESİ



Evet efendim, masalımıza konu olan Unkapanı köprüsüne bir göz attıktan sonra devam edelim:



            --  Ah Lala canım, ben sultanı nasıl göndereyim. Ya bir akıl öğreten olursa ne yaparım der.  Lalası:
            --  Evladım, o kız gayet saf, bir şeyden haberi yok, korkacak ne var? Gider, akşama kadar oturur, akşamüstü yine gelir.
            Şehzade biraz düşündükten sonra:
            --  Lalacığım, ademoğlu hilebazdır kimse ermez fendine, ben doğrusu korkuyorum.  Fakat sen babam yerindesin.  Sözünü kıramam.  Sabah erkenden gitsin, akşamüzeri gelsin.  Sakın gece kalmasın, der ve yukarı sultan hanımın odasına çıkar.  Sabah olur, kız bir sevinçle uyanır.  Lalasını çağırır:
            --  Lalacığım.  Beni gönderecek misin?  diye sorar.  Lala dahi:
            --  Sultanım göndereceğim ama gece kalmayacaksın, kimse ile de görüşme.  Pederini, hemşirelerini akşama kadar gör.  Akşamüstü gel ben seni ikinci dubadan alırım.  Haydi süslen, elmaslarını tak, ablalarına hediye götür, der.
            Kız kalkar, kemal-i meserretle giyinir, kuşanır, takar takıştırır, hemşirelerine de  birer elmaslı broş alarak  feracesini giyer.  Lalanın yanına gider.  Lala da bir torba altın alır. 
--  Kapa gözünü sultanım der.  Kız gözlerini kapar. 
--  Aç gözünü sultanım der.  Kız gözlerini açar.  Kendisini Unkapanı köprüsünün ikinci dubasında bulur.  Altın torbasını da kızın eline verir:
--  Haydi Sultanım Allah selamet versin.  Akşamüstü gel, burada Of Of diye bağır.  Ben gelir seni alırım, der.  Kız da:
--  Merak etme Lalacığım ben vaktiyle gelirim, diye oradan ayrılır.  Hemen bir arabaya biner, evlerine gider.  Orası fakir mahallesi olduğundan hiç araba o sokağa girmemiş.  Şimdi fevkalade olarak bir arabanın gelmesi bütün komşuları pencerelere koşturur…?!  Ablaları dahi pencereden bakarlar ki elmaslara gark olmuş bir taze kapılarının önünde arabadan iner ve kapılarını çalar.  Hemen kızların ikisi de koşarlar kapıyı açarlar.  Kapıdan içeri o hanım girer hem de şu türlü serzenişte bulur:
--  Hay hıyanetler… Hay altı ayda küçük hemşirenizi ne çabuk unuttunuz?  Bana yabancı gibi bakıyorsunuz.  Kızlar o zaman kardeşlerini tanır ve ağlayaraktan boynuna sarılırlar.  Kimisi yaşmağını çözer, kimisi feracesini çıkarır.  Zaten güzel olan hemşirelerini büsbütün güzelleşmiş bulurlar.  Kız getirdiği hediyeleri ve altın torbasını verir.  Kızların meserretlerinden haykırışlarını duyan bitişik evdeki acuze bir kadın hemen yeldirmesini arkasına alır, kızların evine gelir.  Bu ihtiyar kadın kızların valideleri vefat ettikten sonra daima aralarından çıkarmadığı için hem severler, hem de valide bilirlermiş.  İhtiyar içeri girer girmez kız kalkar elini öper, ihtiyar dahi:
--  El öpenlerin çok olsun evladım.  Ayol bu zamana kadar nerede idin?  Halana diye gittin bir daha görünmedin. Aa…. Üstüme iylik sağlık. Hiç böyle hala görmedim.  Anlat bakayım yavrum nerelerdeydin, diye kızın önüne dökülür.  Kız dahi nerede bulunduğunun doğrusunu anlatır. Acuze güya meraklanmış gibi birkaç kere genirdikten sonra:
--  A benim evladım, o sarayda lalayla senden başka kimse yok mu, diye sorar.  Kız:
--  Hayır bir lalam bir de ben varım.  Başka kimse yok, cevabını verir.  Acuze müstehziyane bir tebessümle gözlerini süzerek:
--  Baksana bana kızım, senin saf kalbin böyle şeylere aldanır ama ben aldanmam.  Benim gibi gün görmüş geçirmiş kadın bir vakitte aldanmaz, der.  Kız bu lakırdıyı işitir işitmez yıldırımla vurulmuşa döner:
            --  Aman hanım nene o nasıl lakırdı, der.  İhtiyar dahi:
            --  Nasıl masıl, ne bileyim gördüğüm hali doğru söylüyorum.  Bakayım, sen ne yiyip içiyorsun?  Kız:
            --  Ne canım isterse lalama emrediyorum.  Pişirir, deniz kenarında masa üzerinde hazırlar.  Ben de orada yerim.  Bir bardak da şerbet içerim…
            Kadın:
            --  Ondan sonra yatağına mı gidersin, yoksa lalanla oturup konuşur musun?  Kız:
            --  Vallahi hanım neneciğim ben hiç kendim yatağıma gitmedim. Nasıl gittiğimi bilmem.
            Kadın:
            --  Gördün mü sefayı!  İşte sen o şerbeti içme de bak olanları seyret.  Şaşkın kız altı aydır acaba nasıl yatağıma yatıyorum diye düşünmedin mi?  Şimdi sen bu akşam git o şerbeti içme.  Bir bahane ile bir yere dök.  Yine kendini uyuyor gibi yap da bak o zaman benim sözümün haklı olduğunu anlayacaksın.  Kız:
            --  Peki öyle yaparım bakalım ne olacak? Diye getirdiği altından biraz da kocakarıya verir.  Bir müddet sonra babası da gelir.  Onunla da görüşür.  Fevkalade rahat olduğundan bahsile babasının ellerinden öper.  Öbür akşama kadar güle oynaya vakit geçirirler.  Akşamüstü babası bir araba getirir.  Kız da ablalarıyla vedalaşıp gider.  Unkapanı köprüsünde arabadan iner, ikinci dubanın üstüne çıkar Of Of diye bağırır.  Deniz karışır, Of Lala çıkar:
            --  Aferin Sultanım sözünde sebat ettin, kapa gözünü, der.  Kapar.
            --  Aç gözünü der.  Açar, kendisini sarayında bulur.  Bir müddet sonra lalası yemeğini hazırlar getirir.  Sultan yemeğini yer.  Şerbetini verir.  Lala oradan ayrılır.  Kız hemen şerbeti denize döker, kendini uyuyor gibi sandalyenin üzerine bırakır.  Lala gelir, kızı kucağına alır karyolasına götürür, yatırır.  Dışarıya çıkar.  Kız kendi kendine:
            --  Dur bakalım, galiba hanım nenemin dediği gibi çıkacak, diye vukuata muntazır olur.  Saat altı raddelerinde uzaktan bir mızıka sedası işitir.  Hemen karyolasından iner pencereden bakar ki birkaç sandal içi erkeklerle dolmuş, ellerinde meşaleler öndeki sandalda gayet güzel bir delikanlı.  Sandallar rıhtıma yanaşır.  Delikanlı çıkar, sairleri geldikleri tarafa dönüp giderler.  Kız şaşırır.  Süratle karyolasına yatar.  Şehzade de:
            --  Sultanım geldi mi? diye sorar.
            Lala dahi:
            --  Evet şehzadem, bu kız senin bildiğin hilekârlardan değildir.  Yine eski minval üzere şerbetini içti, uyudu, ben de kucağıma aldım yatırdım, der.  Şehzade emin olur.  Doğru Sultan hanımın yanına çıkar.  Bir müddet kızın cemalini meftuniyetle seyreder.  Sonra yatıp derin bir uykuya dalar.  Şehzadenin uyuduğunu kız hisseder etmez hemen kalkar karyoladan aşağıya iner.  Baş uçlarında yanan altın şamdanı eline alır, şehzadenin yüzünü iyice göreyim diye üzerine doğru tutar.  Şehzadenin güzelliğinden mütehayyir olup bin can ile aşık olur ve muvazenesini kaybederek elindeki şamdanı alır mumun bir damlası şehzadenin yanağındaki güzelliğine başkaca letafet veren bir (ben) varmış onun üzerine damlar.  Şehzadenin vücudunu bir alevdir istila eder.  Kız şaşırır.  Şehzade uyanır:
            --  Eyvah Lala.  Ben sana demedim mi?  İşte mahvoldum, diye bağırır.  Lala imdada koşar:
            --  Ne oldun şehzadem? Der.  Şehzade
--  Ben sana demedim mi? İnsanoğlu hilebazdır kimse ermez fendine Her kişi ne ederse yine kendi eder kendine:  Gözüm görmesin sultanı fırına at.  Benim canıma kıyan insanı vallahi istemem, der.
            Lala kızı tutar yanmış fırına götürür.  Biçare kız hiç söz söylemez, yalnız ağlarmış.   Lala der ki:


Arkası yarın....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder